Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Mehmet ÖZDEMİR
Mehmet ÖZDEMİR

KOCA ÇINARLAR

 

Mevsimler, tabiat döngüsünün bir parçası olup ekosistemin devamı için elzemdir. Ancak bazı coğrafyalara yansımaları farklıdır. Mevsimler, psikolojik açıdan da duygu durumumuzu belirlemede önemli bir etkendir. Bazı insanların kapalı havalarda canı sıkılır, bazıları ise yağmurlu havaları sever. Kimileri, güneşin adeta bir tokat gibi yüze çarptığı bunaltıcı sıcaklardan, yani yaz mevsiminden pek hoşlanmaz. Kar yağışı ise bazıları için nostaljik bir tabloyu andırır. Güz mevsiminde dökülen yapraklar misali dökülürüz kimi zaman. Metaforik açıdan bakıldığında, “hayat” dediğimiz yaşamsal döngü de mevsimler gibi değil midir?

***

Ancak bir insan, dört mevsim yalnızlığa itilip, terkedilemez. Ben bugün bir kısım yaşlı vatandaşlarımızdan bahsetmek istiyorum.

Yorgun, durgun ve bir o kadar da kırgındırlar.

Kimdir onlar?

Bir ömür çile çekmiş, yıllarca çalışmış, didinmiş, deyim yerindeyse canını dişine takmış ve bugünlere gelmişlerdir. Hayatın ağır yükü altında, Türkiye’nin bitmek bilmeyen kronik sorunu olan enflasyonun altında ve en önemlisi de çocuklarına özlemini duydukları müreffeh bir hayat sunamamanın mahcubiyeti altında ezilmişlerdir.

Hayatın anlam arayışı karşısında çaresizce teslim olmuşlardır. Çocuklara karşı son derece şefkatli, gençlere karşı hoşgörülü ve olgun insanlardır. Tanıyorsunuz onları…

Bazen sokaktan geçerken elinde tespihi kapının önünde mahzun bir şekilde oturur, boynu bükük bir ninedir.

Bazen de yolda rastlarız ona, elinde bastonu ağır ağır yürüyen, beli bükük bir dededir.

 

***

Kimleri kastettiğimin farkındasınız. Siyasetin ne olduğunu pek bilmez, gündemle çok fazla ilgilenmezler. Her daim dua eder, hayır konuşur, hayır temenni eder, güzel söz söylerler.

Ancak kendimi de dahil ederek, belirtmek isterim. Çok büyük bir ayıp ettik ve onları kendi kaderlerine terkederek, yalnızlıkla başbaşa bıraktık. Halbu ki; İnsan tabii sosyal bir varlıktır, muhabbet ehlidir. Gömüldük akıllı telefonlara, aklımızı başımızdan aldılar. Ne bir selam, ne bir hal hatır sorduk. Eyvah ki ne eyvah…

***

Gençler, “Bir zamanlar, bir vakitler…” diye başlayan cümlelerden ve uzun tafsilatlardan pek hazzetmezler. Eh, ben de kırkını aşmış, ellisine merdiven dayamış bir insanım. Hâliyle artık genç sayılmam. Yine de meramımı anlatıp ortak bir paydada buluşabileceğimizi umut ediyorum.

Genç dimağlara seslenirken demagojiden uzak, samimi bir duyguyla düşüncelerimi ifade etmeye çalışacağım. Kahir ekseriyetle her yaşlının yaptığı gibi ben de eleştireceğim. Sakın bana bu yüzden gücenmesinler.

***

Genç kardeşlerim, sesinizi duyar gibiyim. Belki de, “İyi de kanka, ne alaka?” 🙂 diyorsunuzdur.

Haklısınız. Zamanın ruhu diye bir kavram vardır. Benim yetiştiğim dönemin eğitim sistemi farklıydı. Hatta itiraf etmeliyim ki ben de sizin kullandığınız dilin bir kısmını anlamıyorum.

Bullying, cringe, diss atmak, favlamak, ghosting, green flag, love bombing, manifestlemek, mentionlamak, stalklamak, vibe almak…

Örnek olması için bu kelimeleri de yine sizin tabirinizle “copy-paste” yaparak yazdım.

***

Yukarıda bahsettiğim yaşlı amcalar ve teyzeler kadar fakirliğin elli tonunu yaşamadık belki; ancak bizim kuşak da yoksulluktan nasibini aldı.

Kardeşlerim, 70’ler, 80’ler ve 90’lar Türkiyesi bambaşka bir dönemdi. Annelerinizin ve babalarınızın çocukluk ve gençlik yıllarıydı. Dünyada ne lojistik ne de teknoloji bugünkü kadar gelişmişti. Bunun doğal sonucu olarak fakirlik, yoksulluk ve yoksunluk hayatın bir gerçeğiydi.

Ne var ki o yıllarda aile bağları, akrabalık ilişkileri, komşuluk, arkadaşlık; velhasıl içtimai hayat çok daha güçlüydü. Fakir edebiyatı yaptığım gibi anlaşılmasını istemem. Aynı şekilde nostaljik bir güzelleme de yapmıyorum.

***

Mesela o dönemlerde oportünist insanların sayısı daha azdı. Simbiyotik ilişkiler ayıp sayılırdı. Yapılan iyilikler unutulmaz, karşılığında da bir beklenti içine girilmezdi.

İyi de Türkiye, böyle bir toplumken nasıl oldu da bu hâle geldi?

İşte bu sorunun cevabını ben de yıllardır kendime sorup duruyorum.

***

Şimdi diyeceksiniz ki:

“Peki, sosyal medyada gördüğümüz o yaşlı kitle ne olacak?”

Kardeşlerim, sorun da tam burada başlıyor. Sosyal medya platformlarında karşınıza çıkan insanlar, Türkiye’nin tamamını temsil edemez.

İzninizle bu konuyu biraz açmak isterim.

Hani şu sosyal medyada patavatsız hareketlerini görüp de “Yarın benden otobüste yer istersiniz.” dediğiniz insanlar var ya… Tıpkı dönüştürme kapsamında, diğer toplumsal gruplarda olduğu gibi, çeşitli algı yönetimleri, teknik mühendislikler ve muhtelif algoritmalar sebebiyle sürekli karşınıza çıkarılıyorlar. Doğrusunu söylemek gerekirse, sanal da çok aktif olduğunuz aşikardır. Bu da bir bağlamda gerçeklikten bir o kadar, kopuk olduğunuz anlamını taşır.

Oysa bu görüntüler yüzünden, hayatının en güzel yıllarını annelerinize ve babalarınıza adamış, artık takati ve mecali kalmamış, ömrünün son demlerinde biraz huzur arayan dedelere ve ninelere haksızlık etmiş olmuyor muyuz?

Kaldı ki bugünün gençleri olan sizler de yarın yaşlanmayacak mısınız? Sizden sonraki kuşaklar da aynı düşünceyle size yer vermezse, bunun hoş bir durum olmayacağı kanaatindeyim.

***

Demonstrasyon yapma imkânım yok maalesef. Ancak aramızda kuşak farkı olsa da birbirimizi anlamaya çalışalım. Birbirimizin haklarına saygı gösterelim. Empati kurmaya çalışalım lütfen.

Sağlıcakla kalın…

YORUMLAR

4 adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER