Çocuklukta ve gençlikte hep ileriye doğru adımlar atılır. Hayata bakış geleceğe dönüktür. Akranlarla, “Ne yapalım, ne edelim, nereye gidelim?” soruları vardır. Yaşça büyüklerin nasihatleri kulak ardı edilir. Kısacası, günü dolu dolu yaşama arzusu vardır. Yorulmak yoktur çocuklukta ve gençlikte; hep tatlı bir telaş ve heyecan vardır.
***
Yaş aldıkça insanlar hatıralara sığınır. Artık durulmuş bir hayat ve hesaplı adımlar vardır. Bu yaş eşiği göreceli olup, halk arasında kırk (40) yaş olarak dile getirilir. Kırk yaşından sonra hem biyolojik hem de psikolojik çöküşler başlar. (İstisnai durumlar olabilir.) Boşa geçmiş bir gençlik varsa, eyvahlar dillerde dolanır. “Gençliğinizin kıymetini bilin.” telkinleri, “Ahh, şimdi bana gençliğimi verseler…” sözleri bu yaşa ve sonrasına erişenlerin dilindedir. Gözlerin feri yavaş yavaş söner, görme bozuklukları başlamıştır artık; yakın ve uzak gözlükleri kullanılır. “Kalk, şuraya gidelim.” denince, “Siz bakın keyfinize.” denir. Tahammülsüzlükler, bir dokunup bin ah işitmeler ve feveran hâlleri belirir.
***
Bu yaşlara erişenlerde, geçmişe duyulan özlemle beraber hatıralar hafızada canlanır. Gerek çocuklukta, gerek gençlikte ve gerekse orta yaşlarda yaşanan güzel demler gözlerde canlanmaya başlar; insan artık anılara sarılır. Bazen bir tatta, bazen bir kokuda, bazen söylenen bir şarkıda, eskimiş bir resimde ya da sarf edilen bir cümlede bulur insan kendini. Gereksiz atraksiyonlara kapalıdır; huzurlu olmanın ve sakin kalmanın yollarını arar.
***
Eski, eskiye dair denilse de anılar hep taze ve diridir. Dost meclislerinde, “Vaktiyle bir gün…” diye başlayan cümleler kurulur. Maziye dair sohbetler edilir. Gençlikte geleceğe ait düşler rengârenktir. Kırk yaşından sonra ise geçmiş günler, hatıralarda daha renkli görünür. Hayat devam ederken, bir taraftan da yaşanılanlar film şeridi gibi bazen gözlerin önünden geçer durur.
***
Zaman, dünyanın en kıymetli hazinesidir. Paha biçilemez bir kavramdır. Doğru kullanımıyla ilgili kitaplar yazılmakta, kişisel gelişim dersleri verilmekte ve çeşitli öneriler sunulmaktadır. Hayat, bu kavram içinde şekillenir. Konjonktürel gelişmelerin; siyasi, politik, ekonomik, tarihî ve kültürel yansımaları olur. Kimine göre çok hızlı akar gider, kimine göre ise geçmek bilmez. Çağımızın hız ve haz odaklı geçtiği aşikârdır. Yenilik adı altında icatların yerini inovasyonlar, orijinallerin yerini ise imitasyonlar almıştır.
***
Mamafih, belli bir yaşa erişmiş insanlar turfanda meyvenin de bilumum zerzevatın da organik tadını almışlardır. Ehh, doğallığın tadını alanlar yapaylıktan hoşlanırlar mı? Doğadan ve doğallıktan uzaklaştıkça insan, geçmişi arıyor. Varsın, “Geçmişte kaldı, eskide kaldı.” deseler de bazı şeyler eskimiyor. Aklının ve yüreğinin bir köşesinde eskimeden, yepyeni saklı duruyor.
Kalın sağlıcakla…


YORUMLAR